Bloggerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bloggerler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/25/2013

Anarşik arkadaşım :)

Yüreğinden geçen güzel duygular ile blogumu kendi dili ile anlatmış ve ayrıca beni ve sevdiğimi düşünerek bloguma uygun iki ufak baykuş ve su taneleri ile bir banner hazırlamış Anarşi. İstersen kullanmayabilirsin diyecek kadar da mütevazi ve şeker. Çok teşekkür ediyorum arkadaşım sana.
O kadar güzel bir banner, o kadar hoşuma gitti ki anlatamam.
Asiliğim tutuyor benim de ara sıra, çok haklısın ;)

3/13/2013

Flash, flash, flash blogcanlar

En son yazımı hangi gün yazdım ben buraya bakayım? Boş bırakılmaya gelmiyor bu blog alemi. Okuyanlara kendini unutturmamalı. Bol bol yorum bırakmalı, insanların gözüne girmeli. Blogları takibe almalı, kendimiz takibe alınınca takipten çıkmalı.
Kurallar böyle. Ben demedim, delikanlının kitabında ay pardon blogun kitabında böyle yazıyor.

Şaka yaptım. :) Vallahi bu blog alemi bana çok güzel dostluklar kazandırdı. Hiç görmediğim insanları seviyor, onları merak ediyorum.Hiç bir karşılık beklemeden karşısındakinin yazıları okuyup sevgi ile yaklaşan insanlar oldu etrafim da.

Kimi bloggerler ile cep telefon numaralarımızı takas ettik. Bir yazı yazıyorum buraya hastayım diyorum mesela, whatsapptan mesaj düşüyor cep telefonuma, Balıktan, Pia'dan, Seda'dan nasılsın, neler oluyor iyimisin diye.

Anarşi ile mailleşiyoruz bol bol.Boşuna sosyolog olmamış bu kız. İnsanlar ile çok güzel anlaşıyor. Maillerden o kadar keyif alıyorum ki. Dersin daha dün görüstükte en son konusamadiklarimizi kaynatmaya devam ediyoruz.

Seda benim için kız kardeşi kadar yakın oldu. Pia dersen çok sevimli, whatsapptan deşifre oldu bana, fotoğrafını gördüm. Bir insan bu kadar mi sevimli olur.

Deniz'in Yıldız'i çok tatlı. Kiloluyum kiloluyum hep birlikte diyete girelim diye birbirimizi gaza getirdik, kadın bloggerlerin buluşmasında bulunan resimlerini gördüm, ay bu kız ne tatlı, ne kilosu be dedim. Boy var kadında bir kere. :)

SevdaS gelince, sanki ben onu hep tanıyordum, sanki hayatımda hep vardı. Bloggerin şirinesi.

Bu aralar asker yolu bekler gibi Balık'i bekliyorum. Önümüzde ki pazartesi günü Liverpool'dan Almanya'ya uçuyor kendisi. Neredeyse bir ay kadar burada. Yine sedigimiz şehirlerin altını üstüne getireceğiz ve bol bol resim çekeceğiz.

Dondurma delisi evlendi bu arada haberiniz var mi? Hatta Anarşi ile kına gecesine gittik. Masalarda tüm kızlara papatyalar vardı. Mis gibi kokuyordu her yer.
Çekim yasasına takmış ki, evlendiğini hayal ediyor bu aralar. Onun gibi yapacağım bende. Üni bitti, yüksek lisansımı da aldım. Bilgisayar mühendisiyim. Sorunlarınız varsa bana mail atın yeter :P

1iYokmu hocayı çok merak ediyorum mesela. Kafamda canlandiriyorum. Koray adı bana nedense hafif uzun kıvırcık esmer saçlı bir adamı çağrıştırıyor. Tabi ki tamamen ters bir düşünce de olabilir bu ama bloggerleri seviyorum. Nereden nereye geldim.

Mia daha yeni 25 oldu, benim gözlerim doldu. Bu arada Nil Karaibrahimgil nasıl bir şarkı çıkarmış ki bende 6 yıl önce 25 olduğumda tıpkı Mia gibi "iyi ki doğdum, gördünmü 25 oldum" şarkısını söylemiştim. Ben hangi ara 30 oldum? Hangi ara 31'den gün aldım fark etmedim bile. Yaşının tadını çıkar Mia.

Güven sayesinde "ben ölmeden" cümlesi artık sadece onun blogunu anımsatıyor ve bazen acaba ben ölmeden neler yapmak istiyorum düşüncesine teşvik ediyor.
Böyle işte. İyiki blog arkadaşlarım var.

Sonsuz'a gelince. Sonsuzluk işaretini çok sevdiğim için onun blogunu da, logosunu da, yazılarını da çok sevdim. Öyle bir güzellikle yazıyor ki, adamın izleyici gadget'i bile yok.

Yeliz'cigime de istedigi her hangi bir yerde erasmus cikar da Almanya'ya gelir de bulursuruz insallah.

Not: Yarin cep telefonumu tamire veriyorum. Yaklasik 3 hafta boyunca, twitter, whatsapp ve Candy Crush hak getire :) Bana ulasmak isteyenler sudurulmaz@gmail.com adresine mail atabilir. Hepiniz öpüldünüz.

3/01/2013

Anarşi yazılar nerede?

Ben takip ettiğim bloglarin tüm yazılarını okumak için google readeri kullanıyorum. Yani www.google.com/reader linkinden takibe aldığınız bloglarin yazılarını takip edebiliyorsunuz.
Bu readerın büyük bir avantajı, sayfaları tek tek acmak zorunda kalmamanız. Okuduğunuz yazılar siliniyor, okumadığınız yazılar ise bir sonraki girisinize kadar bekletiliyor.
Ve bu reader'in en büyük avantajı ise, bloggerler tarafından silinen yazılarını bile okuyabilir olmanız. Mesela Anarşi baharı anlatan güzel bir yazı yazmış bu gün saat 10:32'de ve eklemiş sayfasına. Yazıyı okudum, yazı başlığının üzerine bastım ki sayfa açılsın, yorum bırakayım, bir baktım yazı yok.
Yapmayın kardeşim böyle, silmeyin yazılarınızı, dellendirmeyin hasta Su'yu :)

 Neden siliyorsun kız yazılarını?

2/26/2013

Anarşi sordu cevap verin

Sevgili Anarşi bir soru sormuş hepimize. Neden başka insanların hayatlarını merak ediyoruz diye. Çok güzel bir soru. Oturup iyice bir düşünmeli.
Yorum bölümünde bu konu hakkında sohbet eder olduk. Kendisi de kafamızı biraz karıştırdığını zannettiği için hangi bloggerı neden takip ettiğini, neden merak ettiğini yazmış. Benim hakkımda yazdığı şey çok hoşuma gitti.

SU: da kendi yaşamından çok bahsediyor erkek arkadaşını, üniversite de yaşadıklarını, arkadaşlarının sorunları çoğunu biliyorum :D Merak ediyorum işte! Gerçek hayattan bahsederken ayrıca acı yönlerini de, düzeltilmesi gereken esikleri de göz önüne sunuyor. 

Kendisi bu konu hakkında bir makale yazacakmış. Belki sizde yorum bölümünde ona yardımcı olmak istersiniz. Başkalarının hayatlarını neden merak ediyoruz?
 

Yardım eden elleriniz dert görmesin tık tık 

1/26/2013

Paradoks hikayemiz

Anarschi sayesinde 4 blogger (Anarschi, Sonsuz,Dondurmadeli ve ben) olarak bir araya geldim ve bir hikaye yarattık. Birimiz başladı, digerimiz devam etti ve işte hikayemiz :)

Bir yürekte iki kişi barındırılır mı?  Yürek midir seven akıl mı? Kalp naklinde aşklarda nakil oluyor mudur peki. İnanır mısınız, bu soruyu günlerce sordum kendime. İki kişiyi barındırıyordu kalbim ya da aklım bilmiyorum.  Akıl ve kalp cenge tutuşmuştu bedenimin her hücresinde.  Bu davranışımdan dolayı, çoğuna göre sevginin ne olduğunu bilmeyen maymun iştahlının tekiydim.  Buzdan bir kalbe sahiptim hiçbir ateşin eritemeyeceği. Sevmenin limiti yoktu biliyordum, fakat göz önünde bulundurulması gereken bir sadakat vardı.  Hem öyle söylenmişti şiirlerde, romanlarda, şarkılarda bir kalpte iki kalp yaşamaz diye.
Sonra tam sevmek nedir sorusunun cevabını aradım günlerce, kitaplarda, filmlerde, yüreğimin eski sayfalarında. Nesin sen, kimsin, in misin cin misin anlat kendini dedim. Tam sevmek olsaydı insanlar ömrü boyunca sadece bir kişiyi severdi dedim. Hani yürekte bir sevgi barındırılırdı dedim. Siz bir yürekte iki sevgi barındırılmaz deyip, iki günde sevdiğini unutanlar dedim, asıl sizin kalbiniz buzdan dedim. Sonra tam sevmek kavramı kızdı bana, saçma sapan konuşma benim de aklımı bulandırma dedi.  Aklım ikisinden birini seçmemi söylüyordu, kalbime. Kalbim birini seçmeliydi ya da üç kalp birden ölecekti.


Adım Valerie, kalp kapakcığı ameliyatımdan sonra hayata bakış açım ve hislerim ileri derecede değişime uğradı, sevgilimi çok seviyorum fakat ameliyatımı gerçekleştiren doktoruma da fazlasıyla ilgi duymaya başladım, kalbimi ve hayatımı ona emanet etmem bu hislerin doğmasına neden oldu. Bundan dolayı kendimi cezalandırmak hatta acılar yaşatmak istiyorum, sevgilime bunu yapmaya hakkım yok, bunun bilincinde olmak acılarımı daha da arttırıyor. Perşembe günü kontrolüm var ama gidip gitmemem konusunda ikilemde kalmış durumdayım, Eric'e bahsetsem canı ne kadar da çok yanar. Ona hisssettirmemeliyim çünkü onu çok seviyorum, zeytin siyahı gözlerimi yeşillermiş- cesine seviyor ve bu çok hoşuma gidiyor. Sonuçta yeşil gözlü kadınlar daha ilgi çekicidir ama Eric için gözlerim dünyanın en güzel gözleri. Koyu kumral sakallarına yüzümü sürtmemi çok sever, kedi gibi gibi hissederim kendimi onun yanındayken, hiç üşümeyen, yaramazlıklar yapabilen minik bir kedi. Üniversitede başlayan ilişkimizle bu günlere kadar geldik, bu denli sevdiğim bir erkek varken Dr. Matthew'a beslediğim bu ilgi ve alaka da nerden çıktı. Eric'te bulamadığım ne vardı Matthew'da ?

3 Eylül Perşembe

Sabah uyanıp duş almak için banyoya girdi, Eric çoktan çıkmıştı. Duştan sonra aynada yansıyan yara izine baktı uzun uzun, beyaz tenine hiç yakışmayan bir yaraydı, Matthew'un düşüncelerini merak etti, bu haliyle de beğenilirmiydi acaba? Bu son kontrolü olacaktı, çok güzel giyinmeye karar verdi. Güzel bir iç çamaşı seçti üzerine, Matthew için aldığı boynunu açıkta bırakan siyah elbiseyi giydi, simsiyah olan küt saçlarını tamamlamak için minik inci küpelerini taktı kulağına, farklı arzular içindeydi, ameliyattan dolayı 2,5 aydır bir kaç öpüşme dışında hiç bir yakınlaşmaları olmamıştı Eric'le, ne istediğini bilmiyen genç kızlar gibi aynada boş boş bakakaldı kendine, bu hisler hiçte hoşuna gitmemişti, bir an tiksindi kendinden, kapkara iri gözlerinden yaşlar akmaya başladı, timsah göz yaşlarıydı bunlar. Matthew'a olan şehvet ateşini söndürmeye yetmeyen vicdan göz yaşları, akan rimelini tazeledi ve kontrolü için evden dışarı çıktı.

İçerdeki hastanın çıkmasını beklerken telefonu çaldı, arayan Eric'ti, telefonu cevaplandırmadan çantasına geri koydu. Bir an sekreterle göz göze geldiler, sanki zihninden geçenler anlaşılmışcasına utandı Valerie, başını öne eğdi. Bir kaç dakika sonra sekreter masasından Dr. Matthew'un kendisini beklediğini söyledi, çok heyecanlanmıştı. Doktorun odasına geçti.


-Hoşgeldin Valerie nasıl oldun, daha iyisin değilmi ? Yanılmıyorsam bu son kontrolümüz,

-Evet Matthew,

-Bakalım nasıl olmuş kalbimiz,

Elbisesini üzerinden sıyırırken kalbi fırlayacakmış gibi atıyordu, steteskopla kalp atışlarını dinleyen Matthew,

-Ouvv bu ne? Neden bu denli hızlı kalp atışların, koştunmu ne yaptın buraya gelirken ya da yüksek oranda uyarıcı birşeylermi içtin Valerie?

Doktorun elini tutup göğsünün üstüne koydu Valerie,

-Bundan daha derin bir iz var kalbimde Matthew, diye sordu Valerie
Matthew Valerie'nin ne demek istediğini anlamış, yavaşça elini Valerie'nin göğsünden çekmişti.
Çalışma masasına geri döndü ve Valerie'nin karşısındaki sandalyede yerini almasını bekledi.
Valerie beklediği tepkiyi Matthew'den alamayica gözleri dolmuş bir vaziyette sandalyeye oturdu.

-Sen galiba ameliyatın etkisinden daha tam olarak kurtulamamissin. En doğrusu bir hafta sonra tekrar kontrole gelmen.

Valerie Matthew'in yanından ayrılırken Eric'e karşı kendini daha kötü hissetti ve yinede bir hafta sonra ki randevu gününe kadar nasıl bekleyeceğini düşündü.
Kalbinin atışı dahada hızlanmıştı sanki.

İki gün boyunca Eric'le vakit geçirirken aklı hala Matthew'deydi.
Kendine ameliyattan dolayı değiştiğini ve du değişim yüzünden Mathhew'e ilgi duyduğunu anlatmaya calissada, yinede dördüncü günün sonunda Matthew'in ofisine bir buket çiçek gönderdi.

Çiçeğin üzerinde ki notta şöyle yazıyordu:
"3 gün daha bekleyemeyecegim. Yarın akşam saat 8'de hastanenin karşısında bulunan Nightflys hotelinin lobisinde seni bekliyorum. Valerie"

Matthew yoğun bir günün ardından son kez odasına döndüğünde masasının üzerinde bulunan buketi şaşkınlıkla karşıladı .
Dr. Matthew heyecanlanmıştı, yüzünde aptalca bir gülümseme ..
Ertesi akşam, hastane kapısından çıkarken arkadan bir ses:
-Matthew, diye seslendi.
-Valerie. Hotel'de buluşmayacak mıydık?
-Evet.(kısa bir sessizlik) Biraz yürüyelim mi?

Nasılsın, neler yapıyorsun muhabbetlerini yaparak yürüdüler.Daha sonra ikisi de sustu.Söze başlayan Valerie oldu.

-Nasıl oluyor anlamlandıramıyorum, seni bana çeken bir şeyler var. Aşk mı, dostluk mu, tarif edemediğim bir his. Gün içerisinde o kadar sık aklıma geliyorsun ki, ameliyata girdiğim gün, en son kontrolde kalbime dokunuşun, hep içimdesin Matthew..

-İtiraf etmeliyim ki geldiğin son kontrolden sonra aklımı sürekli kurcalıyorsun. O günden sonra sende benim aklımdasın Valerie.

Valerie bunları duyduğu için çok mutlu olmuştu. Matthew'in elini tuttu ve kendi kalbinin üstüne koydu.

-Hissediyor musun? dedi.

Matthew, Valerie'ye iyice yaklaştı ve öptü. O an içi cız etti Eric'i düşündü ve kendini geri çekti. Kısa bir sessizlikten sonra, sessizliği bozan Matthew oldu.

-Bir şeyler içelim mi ne dersin?

Valerie'nin aklında Eric vardı, vicdan azabı duyuyordu ama Matthew'in yanında olmak hoşuna gidiyordu ve onunlayken mutluydu, başını onaylarcasına sallayarak otele doğru bir şeyler içmek için ilerlediler.

Valerie aniden durdu, gördüklerine inanamıyordu.
Eric, Valerie'nin kız arkadaşı Lessie'i öpüyordu, en son boynundan öptü ve bir taksiye bindirip, gönderdi. Eric ise taksinin gittiği istikamete doğru yürümeye başladı.
Valerie aldatılmıştı, kendisi de Eric'e aynısını yapıyordu halbuki ama ağır gelmişti hem de çok ağır..

Matthew şaşkın bir şekilde Valerie'ye ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ama Valerie açıklama yapmadı.

-Hadi içeri girelim, Matthew.

Bir şeyler içip daha sonra odaya çıktılar. Valerie'nin içinde Matthew'e duyduğu tarifi karmaşık ama güzel olan histen çok Eric'ten intikam alma düşüncesi vardı.

O gece Valerie, Eric ve doktor Matthew için bundan sonraki karmaşık hayatlarında bir başlangıç olmuştu..

Kalp mi akıl mı?

Kalpti seven..
Kalp her zaman bir adım öndeydi.
Severken de , nefret ederken de, intikam aldığını düşündüğünde de.

Ya akıl?
Akılda bir adım öndeydi..
Neyde mi?
Aldatma da..
Bir insanı aldatma; bir başkasını öpmekle veya bundan daha ileriye giderek olmuyordu. Aldatma beyinde başlıyordu.

3 kalp birden ölecekti henüz haberleri yoktu...

12/14/2012

1iyokmu


1iyokmu? Hangimiz bu soruyu sormuyoruz ki kendimize? Bazen kendimizi o kadar yalnız hissediyoruz ki beni dinleyecek 1i yok mu diyoruz.
1i yok mu blogunu bu yüzden çok sevdim. Kulağa tanıdık gelen bir cümle, sizi merakla bloguna yönlendiriyor.

Kendisini Melodramin magazini sayesinde tanıdım, bir baktım ki kendileri de benim blogcanimi takibe almış. Teşekkürler efedim.

Blogun tüm yazılarını daha okuyamamis olsamda, kaleminin gücüne, kullandığı kelamlara bayıldım.
Anladığım kadarıyla kendisi öğretmen ve günlük olayları kendine has bir dille çok güzel bir biçimde anlatıyor.

Heleki bir yazısı var "Her bir bokolog" bunu çok sevdim. Hayatımızda hepimizinde gerçekten her b.ktan haberi olan insanlar var ve onlara bokolog adını vermiş 1iyokmu.
Benim anlatmamla bitmez. Güzel bir blog daha. Buyurun buradan alalım. 1iyokmu

12/11/2012

Köy Çocuğu


Köy çocuğunu facebook'tan severek takip ediyordum zaten. Kendisi resim çekmeyi çok seviyor ve neredeyse her gün çok güzel resimler paylaşıyor blogunda. Kimi zaman resimlerin altına düştüğü tek cümle ile binbir anlam katıyor resimlerine.
Köy çocuğu tabiri onu dahada bir sevimli yapıyor. Köyümüzün çocuğu işte. Okuyucularım arasına katılmış kendileri de. Çok sevindim ben bu duruma. Bu arada galiba magazinsel tadına olmaya başladı bu okuyucu tanıtma bölümü. Acaba Melodram'a söylesemde önümüzde ki blogger magazinde bana muhabirlik görevi verirmi. ehe ehe.
Köy çocuğu'nun bloguna göz atın. Köyümüzün çocuğu işte.

Cem diye biri


Merhaba blog,

günden güne takipçi sayım artmakta ve ben bu senenin başında bu gizli karakteri yaratırken kendi kendime yazarım rahatlarım diye gelmiştim buralara. O günden beri çok güzel arkadaşlıklar edindim, çok sevecen insanlarla tanıştım ve hatta bazıları ile düzenli olarak mailleşmeye başladık.
Her gün yeniden bir göz atıyorum takipçilerime ve onların da blogları varsa, inceliyorum. Takip edeni takip etmek istiyorum, bazen muallakta kalıyorum, takibe almazsam eğer ayıp etmiş olurmuyum diyorum.

Sonra "Sen elma'yi seviyorsun diye, elma da seni sevmek zorunda değil" dizeleri geliyor aklıma ama ben neredeyse tüm okuyucularımı takibe aldım.
Bu gün sabah baktığımda Cem katılmış okuyucularımın arasına. Sayfasını çok beğendim. Çok sade ve okurken gözü yormuyor. Ben genellikle yazı şekline bakarım bir blogu takip etmeden önce. Sonra yazılanları incelerim, benim sevdiğim şeylerle uyuşuyormu diye. Bazende sadece renkler çarpar gözüme ve ben bu blogu takip etmeliyim derim.
Tamamen piskolojime bağlı yani.

Cem kısa ve öz yazılar yazıyor, ki buda bir blogu takip etme kriterlerimden birisi. Son zamanlarda nedense çok uzun yazılardan bıkar oldum. Tabiki zevkle okuduğum blogger arkadaşlarımın uzun yazılarını tenzih ederim.

Evet "Cem diye biri" okuyucularım arasına katılmış. Sizde bir göz atın isterseniz.

10/09/2012

And the Winner is: Hepiniz

Geçen gün Melodram tarafından ödüllendirildim. :) One Lovely Blog Avard.
Yani: Bir Sevgili Blog Ödülü.

Sevdiğimiz bloglara bu ödülü laik görüyoruz. Herşeyin bir ödülü var, biz blogerlerin neden olmasın degilmi ama? Ehe.

Evet gelelim benim ödüllerimin sahiplerine.
Kendisini tanır tanımaz çok sevdiğim Sevdanın Dünyası
Benim için kardeş gibi olan Can Yılmaz
Adaşım güzel gözlü kuzum benim Su Bulut
Severek okuduğum ve beni bu ödüle laik gören Melodram
Her mimime teşrif eden, yazılarını severek okuduğum Yalnızlık Masalcisi
Bir gün İzmire gittiğimizde muhakkak buluşacağız, bacım o benim Gülçin Çömen
Dipsiz kuyuların içinden yazan Barikanin Kuyusu
Kızılgınım kadınım, canım Selnurum benim
Beni portakalların mor olduğuna inandıran Betil :)

And the Winner is: Hepiniz :)

8/13/2012

Biz bir hikaye yarattik ...

Düşünsel Avuntular sayesinde 10 blogger bir araya geldik ve bir hikaye yazalım dedik. 4 farklı giriş konusundan ilk yazar birini seçti ve geri kalan bloggerlar yorum bölümünde devamını getirdi.
Benim için farklı bir deneyimdi ve çok zevk aldım diyebilirim.

Yazarlarımız :



Ve buyurun hikayemiz:



Evde bulunduğum zaman hayatım daha çok kitaplığımda geçer. Hiçbir düzene uymadan, hiçbir amaç gütmeden bir bu kitabı, bir şu kitabı karıştırırım. Okuduğum kitapları tekrar göz atar altını çizdiğim cümleleri tekrar tekrar okurum. Okurken bana hissettirdikleri aklıma geldikçe de duygulanırım. Bir kaç kitabın özel yerleri vardır raflarda. Üzerine toz konmasını, sayfalarının kırılmasını istemem. Kimseye de vermem okuyup geri vermeleri için. Çünkü herkes benim o kitaplara değer verdiğim kadar değer veremez onlara.   Günlük tutmama sebep olan Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu kitabı bunlardan bir tanesidir.

Geçenlerde okuduğum bir romanın fazlasıyla etkisinde kalmıştım,
Krem renkli koltuğun önündeki ahşap sehpada televizyon yayın akışını gösteren günü geçmiş gazete ekleri vardı, depresyona girmiş birinin televizyonda zap yapmasını kolaylaştırmaya yönelik önemli dokümanlardı ve birde barut kokusu metaline işlemiş siyah renkte patlamaya hazır babadan kalma bir altı patlar. Silahı elime almamı söyledi son derece ciddiydi,
-Bana doğru doğrult dedi,
normal bir insanın bana doğru doğrultma ricasının tam tersi, silahla kendini kastederek
-İkimizde hazırız dedi ,
-Sadece tetiği çekeceksin,
Hiç ikileme düşmedim ve tetiği çektim. Karşımdaki ayna tuz buz olmuştu, şizofren olduğumu hala kabullenemiyordum, neyse ki diğer kişiliğim silahı kafama dayamamı istemiyordu!
Okuduğum psikolojik romanlar fazlasıyla etkileyip değiştiriyordu beni.  Aslında bu tip kitapları okumam doktorum tarafından yasaklanmıştı. Tabi onu diğer kişiliğimin etkisinde kalıp öldürmeden önce... O zamanlar daha 18 yaşında normal bir genç kızdım. Günlüğümü yazar yeni hikâyeler de eklerdim defterime. Ama o kitabı okuduğum gün kendimi balkon demirinden sarkmış halde buldum. Apar topar psikiyatri servisine yatırdı amcam beni. Tabi bir de başından atmak için bahane bulmuştu böylece. Doktorum zayıf neşeli bir hanımdı onun neşesi bana da bulaşmıştı bir süre sonra. Nedensiz yere mutlu olmaya başlamıştım onun sayesinde. 

Ama mutlulukta,  iki ucu açık bir bıçak gibi. Ne tarafını çevirirsem çevireyim hep kanatıyordu beni. Ortasından tutmam lazımdı illa ki. Doktorla iyi bir ikili oluşturmuştuk. Bazen sorduğu sorulara cevap vermeme bile gerek kalmadan '' evet senin başına şu iş gelmiş diyordu'' bunca yıllık yaşantımda o kadar aile ve dostum var iken beni anlayanın 7 yıllık bir üniversite okuyan doktor olması garipti... Ne yani ''birinin beni anlaması için bu kadar çok mu okuması gerekiyor? '' dedim içimden. Bu düşünceler içerisinde pencereye doğru yürüdüm. Bankta daha önce görmediğim bir bayan oturuyordu. Bebek arabasından ağlayan bebeği aldı. Öyle bir sarılışı vardı ki. Sustu bebek. Artık ağlaması bitmiş, gülüyordu. Sıcak ve içten bir dokunuş insana neler hissettirir hiç bilmiyordum. Evet çevrem de onca insan vardı ama hiçbiri kalbime dokunamadı. Bu düşünceler içerisinde güler yüzlü doktorum odama girdi. 
"Neden bana öyle bakıyorsun?" dedi. 
"Sıcak bir gülümseme ne kadar zor olabilir onu düşünüyordum." dedim, gülümseyerek..
 Birinin beni anlaması için çok okuması değil, içten olması, şu kalbime ufak bir dokunuşu yeterdi. Ama kimse beni anlamıyordu. "insanlar neden böyle" dedim doktoruma. Nasıl bu kadar kötü olabilirler. Oysa kalbime "O" dokunmuştu sadece. Önce O başlattı her şeyi. Ben O'nun yüzünden bu haldeyim. Sonra diğerleri, diğerleri, diğerleri...
Ne zaman gidecek kafamın içindeki ben. "Aldırma, geçti, bitti her şey" diyorum kendime.. Olmuyor O sesi Oradaki beni öldüremiyorum. "Hayır hayır en iyisi gitmek buralardan, kendimi bulamayacağım yerlere gitmek istiyorum" Ne olur kurtar beni? Kendimi saklayabilir misin? Beni benden alabilir misin? diye ağlamaya başladım.


Nedensizce onun o sıcacık gülümsemesine güvenmiştim, sadece. Doktorumda yardım edemeyecekti bana. Beni benden kurtarmamın tek sebebini, biliyordum bilmesine de, kendime de güvenemiyordum işte.  İnsanoğlu böyle yaratılmıştı çünkü her zaman içinde bir şüphe vardı. Şüphe de güvensizliği doğururdu elbet. Zaten ben de kendime güvenmeyerek bu hale gelmemiş miydim?
Eğer, yalnızlığımla barışabilseydim, tek başıma üstesinden gelebileceğime inansaydım her şeyin, içimde bir ben daha yaratmazdım. Ama şimdi bunları düşünmenin vakti değildi, şimdi gerçekten karar vermenin vaktiydi: "Beni benden kurtarmayı, gerçekten istiyor muyum?"

Ayağa kalktım birden, bacaklarım beni aynanın karşısına götürdü. Korkuyordum. Baktığımda kendimi değil, ruhu çekilmiş bir et parçası görecektim belki de. Derin bir nefes aldım, yavaşça başımı kaldırıp, aynada kendimle göz göze geldim.
Bir damla yaş süzüldü yanaklarımdan.
'İstiyor musun?' dedim gözyaşlarıma engel olmaya çalışarak.
'İstiyor musun söyle!'
Doktorum girdi o an içeri, yine ben hiç bir şey söylemeden anlamıştı ne yapmak istediğimi.
'Ne söyledin peki kendine?'
Bir şey söylemeden sadece gülümsedim ve yine o milyonlarca kez olduğu gibi bir kez daha anladı beni.
'İşte şimdi her şey daha kolay olacak, bu tedavide en önemli nokta senin kendinle yüzleşebilmendi ve sen bunu yaptın.' dedi ve çıktı odadan...
Tuhaf hissediyordum, kapkaranlık olmuş kalbime 'istiyorum' kelimesi bir mum ışığı olmuştu. Hem ısıtıyor, hem aydınlatıyordu.
Perdeyi aralayıp dışarı baktım.
Bir simitçi satamadığı simitlerden birini hızlı lokmalarla çiğneyip, stresli stresli etrafı izliyordu.
Bir çocuk annesinin uzun eteğini çekiştirip ters istikamete gitmeye çalışıyordu.
Tam o an bir kadının topuğu arnavut kaldırımına sıkıştı.
Yirmilerinde bir çocuk yanından geçen kızın bacaklarını hayran hayran izliyordu.


Dışarıda bir hayat sahneliyordu ve ben sahnede olmalıydım.


- Tüm arkadaslara tesekkür ederim ve umarim bunun devami gelir