Gectigimiz pazar Sebastian ile Rüsseslheim sehrinde Shahi adli Hint lokantasina gittik.
Sebastian'in arkadaslarinin bilgisayari bozuldugu icin Seboyu tamire cagirmislar. Sebo da tamir edip gerekli olan dosyalari kurtardigi icin 'Sevdigini ve seni cumartesi günü yemege davet etmek istiyoruz' demisler.
Cumartesi isimiz ciktigindan pazar gününe erteleyip aksam saat 19:30' da Shahi lokantasinin önünde bulduk kendimizi.
Rüsselsheim pek uzak olmasada hergün gittigimiz bir yer olmadigindan bu lokantayi da tanimiyordum tabi ki.
Lokanta mavinin cok güzel bir tonunda renklendirilmis ve koltuklar sahaneydi. Cok rahatti. Menü yogun. Domuz eti haric her türlü eti bulabiliyorsunuz.
Ayran'a benzeyen Lassi icecegini sectim. Mango aromali. Cok güzeldi. Yemek olarakta acili bir sosta pismis tavuk gögsü ve mantar da karar kildim. Adi da "Chicken Madras."
Iki saat boyunca yavas yavas yemeklerimizi yeyip Sebo'nun arkadaslari ile sohbet ettik.
Iki hafta sonra Hochheimer Markt'ta bulusmak üzere ayrildik.
Not: Ilk görsel alintidir.
10/31/2015
6/07/2015
Günce
Buraya yazacak bir cok şeyim / hicbir şeyim yok aslinda biliyormusun?
Bilmiyorsun.
Gelmiyorsun.
Okumuyorsun.
Ne hissettiğimi, neden hissettiğimi bilmiyorsun.
Cilali sözler yazmak istemiyorum aslında.
Günce tutuyoruz değil mi burada.
Ne kadar kendimiz olabiliyoruz?
Soru isaretlerini seviyormuyuz?
Sevmiyoruz.
Nasılsın blogcan? İyimisin?
Özledin mi sende beni. Hikayelerimi.
Ne zaman sustum, haberim yok. Susmasam da olur.
Kitaplar okudum, sayfalarca.
Bir sürü kitap.
Bu güne kadar okumadigim yazarlar keşfettim.
Ekitap okudum.
Essas bir kitabın tadını vermedigini bende öğrendim.
Ama cep delik cepten delik.
Sokak sokak dolanıp açık kütüphaneler kesfettim.
Evde bulunan kitaplarımı, artık istemediğim kitaplarımı, kitaplığım olmadığı için değil, ileride çocuklarımın okuması gerekmediği için bu kitapları götürdüm açık kütüphaneye bıraktım.
İçine notlar yazdım. Tarih attım.
Bıraktıklarım yerine kitaplar aldım.
Böyle.
Bilmiyorsun.
Gelmiyorsun.
Okumuyorsun.
Ne hissettiğimi, neden hissettiğimi bilmiyorsun.
Cilali sözler yazmak istemiyorum aslında.
Günce tutuyoruz değil mi burada.
Ne kadar kendimiz olabiliyoruz?
Soru isaretlerini seviyormuyuz?
Sevmiyoruz.
Nasılsın blogcan? İyimisin?
Özledin mi sende beni. Hikayelerimi.
Ne zaman sustum, haberim yok. Susmasam da olur.
Kitaplar okudum, sayfalarca.
Bir sürü kitap.
Bu güne kadar okumadigim yazarlar keşfettim.
Ekitap okudum.
Essas bir kitabın tadını vermedigini bende öğrendim.
Ama cep delik cepten delik.
Sokak sokak dolanıp açık kütüphaneler kesfettim.
Adamlar yapmış dedim kendi kendime.
Evde bulunan kitaplarımı, artık istemediğim kitaplarımı, kitaplığım olmadığı için değil, ileride çocuklarımın okuması gerekmediği için bu kitapları götürdüm açık kütüphaneye bıraktım.
İçine notlar yazdım. Tarih attım.
Bıraktıklarım yerine kitaplar aldım.
Böyle.
2/03/2015
Hastalik
Yıllardır korku ile gitmediğim kalp damar cerrahisine dün gittim. Bacaklarimda oluşan katlar kendimi aynada seyretmek istemeyeceğim kadar kötü bir görüntü alınca, geçen hafta doktoruma gidip sevk aldım.
Dün annem ile birlikte kalp damar hastalıkları cerrahisine gittik. Annemin de bacakları ağrıyor.
Neyse, benim ki doğuştan gelen bir ödem. Yağ hücrelerimde sorun var. Doktor bana asla tamamen düz bacaklara sahip olamayacaksınız fakat hiç değilse variziniz yok dedi. Bana kompresyon çorapları yazdı. Artık hep onları kullanacağım.
Gidip ölçü aldırmam gerekiyor.
Ayrıca başka bir doktora daha gideceğim. 10 kere. Bacaklarimi saracaklar. Bir saat yatacagim. Her halde ödem ve su atılacak bu şekilde. Doktor bana bacaklarınız incelecek ve düzelecek ama katlar tamamen gitmez dedi.
Kiloma gelirsek, boyuma göre biraz fazlam var evet ama tüm yük bacaklarimda. Doktorun annemin yanında "36 beden bile olsanız düz bacaklarınız olmaz" demesi ile annemin de bundan sonra çok kilolusun demeleri biter herhalde.
Bu arada annemin de kontrolü bittikten sonra varizlerin olduğu tespit edildi. Sağ bacağı sol bacağından daha çok ağrıyor. Şimdi martta ameliyat olacak. Lazer tedavi ile damarı yakacaklar. Bacaklarının ağrısı geçecek. Böyle bir gün geçirdim işte.
Bu düşünceye alıştım artık. Dümdüz bacaklarım olmayacak anladım.
Ama bir de insanların bakışları yok mu? Bende etek giymek istiyorum. Bende bir düğüne gittiğimde elbise giymek istiyorum midi olanından.
Bu kadar mi sığ düşüncelere sahibiz?
Eskiden havuza gittiğimde de böyle bakışlar ile karşılaşırdım. Kesin "Suna bak, yemiş yemiş sicmamis" düşünceleri de vardır kiminin aklında. Onların hepsine bir şeyler demek isterdim de o zaman ben ben olmaktan çıkardım.
Dün annem ile birlikte kalp damar hastalıkları cerrahisine gittik. Annemin de bacakları ağrıyor.
Neyse, benim ki doğuştan gelen bir ödem. Yağ hücrelerimde sorun var. Doktor bana asla tamamen düz bacaklara sahip olamayacaksınız fakat hiç değilse variziniz yok dedi. Bana kompresyon çorapları yazdı. Artık hep onları kullanacağım.
Gidip ölçü aldırmam gerekiyor.
Ayrıca başka bir doktora daha gideceğim. 10 kere. Bacaklarimi saracaklar. Bir saat yatacagim. Her halde ödem ve su atılacak bu şekilde. Doktor bana bacaklarınız incelecek ve düzelecek ama katlar tamamen gitmez dedi.
Kiloma gelirsek, boyuma göre biraz fazlam var evet ama tüm yük bacaklarimda. Doktorun annemin yanında "36 beden bile olsanız düz bacaklarınız olmaz" demesi ile annemin de bundan sonra çok kilolusun demeleri biter herhalde.
Bu arada annemin de kontrolü bittikten sonra varizlerin olduğu tespit edildi. Sağ bacağı sol bacağından daha çok ağrıyor. Şimdi martta ameliyat olacak. Lazer tedavi ile damarı yakacaklar. Bacaklarının ağrısı geçecek. Böyle bir gün geçirdim işte.
Bu düşünceye alıştım artık. Dümdüz bacaklarım olmayacak anladım.
Ama bir de insanların bakışları yok mu? Bende etek giymek istiyorum. Bende bir düğüne gittiğimde elbise giymek istiyorum midi olanından.
Bu kadar mi sığ düşüncelere sahibiz?
Eskiden havuza gittiğimde de böyle bakışlar ile karşılaşırdım. Kesin "Suna bak, yemiş yemiş sicmamis" düşünceleri de vardır kiminin aklında. Onların hepsine bir şeyler demek isterdim de o zaman ben ben olmaktan çıkardım.
1/27/2015
Selam's ben geldim
Selam's nereden cikti simdi? Almancadan geldi. Cünkü almanca da bir kelimenin sonuna 's' harfi eklenince cogul oluyor. Yani selamlar oldu bu. Hadi bakalim.
Ben neden buraya geldim?
Bilmiyorum.
Rahatca yazi yazmak istiyorum.
Sorun burdan basliyor.
Üst katta ki alman komsularimiz tasininca tanidigimiz bir türk aileye haber verdik, ev bosaldi ev ariyordunuz - gelin bakin - diye.
Vermez olaydik.
Geldikleri günden beri sorun yasiyoruz. Öncelikle 'icmiyorum' dedigi halde amca arada sigara iciyor. Iyyk. Hol sigara kokuyor. 'Sen icmiyorsun da kim iciyor, siz geldiginizden beri burasi bok kokuyor' - diyemiyorsun iste.
Türk komsu kirilmasin alinmasin diyorsun.
Alt kat, yani kilerde camasirhane var, elektrik tesisati oradan geciyor.
Elektrik kutularinin üstünde "Ev 1, Ev 2, Dükkan 1" gibi yazilar yaziyor. Bilinsin diye.
Sen kalk kirk yillik yaziyi sil, soyadini yaz oraya.
Neyse soyadlarini sildik, tekrar evin numarasini yazdik. Az önce alman komsu geldi, yaziyi silip tekrar soyadlarini yazmislar dedi.
Sinirlendim ben. Kiminle inatlasiyor bunlar anlamadim. Elektrikci gelip tesisatlara bakinca elinde numara listesi var, soyadi degil!
Sen onu birak, gecen gün bizim acik duran kilerimize girip matbaadan aldigimiz kartonlari almislar. Sormadan!
Insan bir sorar. Biz o kagitlari, kartonlari matbaadan kardesim mimari maketleri icin kullansin diye getirdik. Belki para verdik, nereden biliyorsun. Kendi malin mi, aliyorsun?
Ay yeter.
Bosuna dememisler ev alma, komsu al diye.
Ben neden buraya geldim?
Bilmiyorum.
Rahatca yazi yazmak istiyorum.
Sorun burdan basliyor.
Üst katta ki alman komsularimiz tasininca tanidigimiz bir türk aileye haber verdik, ev bosaldi ev ariyordunuz - gelin bakin - diye.
Vermez olaydik.
Geldikleri günden beri sorun yasiyoruz. Öncelikle 'icmiyorum' dedigi halde amca arada sigara iciyor. Iyyk. Hol sigara kokuyor. 'Sen icmiyorsun da kim iciyor, siz geldiginizden beri burasi bok kokuyor' - diyemiyorsun iste.
Türk komsu kirilmasin alinmasin diyorsun.
Alt kat, yani kilerde camasirhane var, elektrik tesisati oradan geciyor.
Elektrik kutularinin üstünde "Ev 1, Ev 2, Dükkan 1" gibi yazilar yaziyor. Bilinsin diye.
Sen kalk kirk yillik yaziyi sil, soyadini yaz oraya.
Neyse soyadlarini sildik, tekrar evin numarasini yazdik. Az önce alman komsu geldi, yaziyi silip tekrar soyadlarini yazmislar dedi.
Sinirlendim ben. Kiminle inatlasiyor bunlar anlamadim. Elektrikci gelip tesisatlara bakinca elinde numara listesi var, soyadi degil!
Sen onu birak, gecen gün bizim acik duran kilerimize girip matbaadan aldigimiz kartonlari almislar. Sormadan!
Insan bir sorar. Biz o kagitlari, kartonlari matbaadan kardesim mimari maketleri icin kullansin diye getirdik. Belki para verdik, nereden biliyorsun. Kendi malin mi, aliyorsun?
Ay yeter.
Bosuna dememisler ev alma, komsu al diye.
1/18/2015
Don, Külot
En son yazdigim film yazisinin altina yorum birakmislar:
- Don, sexy, füsya, esya, kadin giyimi vs. vs.
Bu ne akli ya? Yani sen salaksin da ben bu yorumu yayimlayacak kadar salak mi duruyorum oradan?
Allah askina bir bitin gidin kardesim ya.
Yani madem benim blogumu hic okumadim, neyle ilgili yazdigimla hic bir fikrin yok ama bari yorum biraktigin yaziyi oku kardesim.
Git baska bir blogta donunu, füsyani sat.
Sinir.
- Don, sexy, füsya, esya, kadin giyimi vs. vs.
Bu ne akli ya? Yani sen salaksin da ben bu yorumu yayimlayacak kadar salak mi duruyorum oradan?
Allah askina bir bitin gidin kardesim ya.
Yani madem benim blogumu hic okumadim, neyle ilgili yazdigimla hic bir fikrin yok ama bari yorum biraktigin yaziyi oku kardesim.
Git baska bir blogta donunu, füsyani sat.
Sinir.
12/14/2014
Sinema - Interstellar
12.12.2014
Evet biz en sonunda 3 yil sonra sinemeya gidebildik Sebastian ile. Bu güne kadar nedense denk gelmedi bir türlü. Aslinda tiyatroya ve siir aksamlarina cok gittigimiz icin sinemaya gitme istegimiz olusmadi. Bazen olustu, filme yetisemedik, bazende ikimizde ayni filmi sevmeyecegiz icin düsünmedik.
Iki hafta önce birden bana "cok güzel bir film varmis ona gidelim" deyince nasil mutlu oldum anlatamam.
"Tamam biletleri ayarla Cuma günü gidelim" dedim.
Sonunda cuma günü gittik. Filmin adi Insterstellar. Türkiye de Yildizlararasi adi ile girdi sinemalara.
Film bir bilim kurgu filmi. 10 yasinda ki bir kiz cocugu olan Murph'in odasinda ki kitaplarin kitapliktan yere baslamasi ile basliyor her sey. Babasi aslinda astronattir fakat isi birakmis ve dedesi ve abisi ile kocaman bir tarlada yasamaktadirlar.
Sonra bir gün kitaplarin yere düsmesi ve tozlarin birlesimi ile bulduklari koordinatlari takip ederek NASA'nin kapisinda buluyorlar baba kiz kendilerini.
Isler bundan sonra basliyor. NASA babayi uzaya gitmesi icin ikna ediyor. Cünkü dünyada ki tüm mahsuller ölmektedir ve kisa süre sonra dünya da yiyecek kalmayacaktir. Bu yüzden kizina ve ogluna iyi bir gelecek hazirlamak isteyen Cooper NASA'nin teklifini kabul eder.
Uzayda bir kac dakika gecerken dünya da yillar gecer. Gerisini spoiler vermemek icin anlatmiyorum.
Film üc saat sürüyor. Cok zevkliydi. Normalinde üc saatlik filmlerde arada biraz bosluk oluyor ama bu sefer mola vermedikleri icin bir ara popom agridi vallahi.
Buda not olsun. Sinemeya gittik ki biz.
Evet biz en sonunda 3 yil sonra sinemeya gidebildik Sebastian ile. Bu güne kadar nedense denk gelmedi bir türlü. Aslinda tiyatroya ve siir aksamlarina cok gittigimiz icin sinemaya gitme istegimiz olusmadi. Bazen olustu, filme yetisemedik, bazende ikimizde ayni filmi sevmeyecegiz icin düsünmedik.
Iki hafta önce birden bana "cok güzel bir film varmis ona gidelim" deyince nasil mutlu oldum anlatamam.
"Tamam biletleri ayarla Cuma günü gidelim" dedim.
Sonunda cuma günü gittik. Filmin adi Insterstellar. Türkiye de Yildizlararasi adi ile girdi sinemalara.
Film bir bilim kurgu filmi. 10 yasinda ki bir kiz cocugu olan Murph'in odasinda ki kitaplarin kitapliktan yere baslamasi ile basliyor her sey. Babasi aslinda astronattir fakat isi birakmis ve dedesi ve abisi ile kocaman bir tarlada yasamaktadirlar.
Sonra bir gün kitaplarin yere düsmesi ve tozlarin birlesimi ile bulduklari koordinatlari takip ederek NASA'nin kapisinda buluyorlar baba kiz kendilerini.
Isler bundan sonra basliyor. NASA babayi uzaya gitmesi icin ikna ediyor. Cünkü dünyada ki tüm mahsuller ölmektedir ve kisa süre sonra dünya da yiyecek kalmayacaktir. Bu yüzden kizina ve ogluna iyi bir gelecek hazirlamak isteyen Cooper NASA'nin teklifini kabul eder.
Uzayda bir kac dakika gecerken dünya da yillar gecer. Gerisini spoiler vermemek icin anlatmiyorum.
Film üc saat sürüyor. Cok zevkliydi. Normalinde üc saatlik filmlerde arada biraz bosluk oluyor ama bu sefer mola vermedikleri icin bir ara popom agridi vallahi.
Buda not olsun. Sinemeya gittik ki biz.
12/12/2014
Ankara'nin Baglari
Haftasonu bir kız arkadaşımın nişanına gittim. Damat adayından daha önce burada bahsetmiştim fakat şimdi arşivden o yazıyı bulamayacağım herhalde. Beni sinirlendiren bir insan. Arkadaşımın hatırı için kalktım nisana gittim.
Şunu söylemeliyim ki kız evi yaptı nişanı, tadını erkek evi çıkardı. Bana çok yanlış geliyor böyle büyük salonda nisan yapmak. Türkiye de nasıldır bilmiyorum ama yemeği, içeceği, dekorasyonu salonu derken en az 8.000 € tutmuştur bu nisan.
Yazık günah bu paraya. Bu parayı verir mutfagimi hazırlarım ben. Neyse.
Bir ara benim meşhur düğün yazılarım vardı. Buda bir ni$an yazısı olsun.
Salona girdiğimizde oğlan evi ve kız evi tek tabanca kapıda bekliyordu. Kız evi ile görüştük, nede olsa kız tarafiyiz. Sonra ben kibarlık olsun diye erkek evini de selamladım. Hatta damadın üniversiteden arkadaşı olduğumu söyledim.
O an dedim ki, "kızım yandın sen, bu kaynana çok fena."
Kız evi İstanbul'lu, erkek evi Ankara'li. Nişanı kim yapar? Kız evi. Ne çalacaksın kardeşim? Tabi ki kız evinin istediklerini.
Dedim ki inşallah gelin sözünü geçirmiştir de, yirmi dört saat Ankara'nin bağları eşliğinde oynamak zorunda kalmayız.
Ne oldu dersiniz? Erkek tarafından bir bey çağırıldı, Ankara'nin has lehçesi ile gelen misafirlere hosgelmissiniz dedi ondan sonra da her zaman ki gibi makas kesmedi, kız babası çağırıldı. Oldu cicim, hem kızı vereceğim hemde makasın parasını. Hadiyin ordan derdim ben de neyse, çok şükür gelin ben değilim.
Ne anladım ben bundan? Gelin'in yerine koyuyorum kendimi. Bilmem kaç avro para vermişim, hatta bankadan kredi çekmişim, ne ailemden birisi takıyor nisan yüzüklerini, ne de benim yöremin müzikleri çalınıyor. Erkek evi oynayıp duruyor, her şeye onlar koşturuyor. Halay mendillerini bile erkek annesi dağıtıyor, halbuki bir gelin olarak nisanda bu benim annemin görevidir. Vallahi ben olsam, bu eğlenceden sonra oturur kara kara düşünürdüm, bu bimlem kaç avro nereme girdi benim şimdi diye.
Ama gelin ben değilim. İyi ki de bu gelin ben değilim. Bu kadar aptal aşık olunmaz ki canım.
Bir sonraki düğün törenimize kadar esen kalın.
Şunu söylemeliyim ki kız evi yaptı nişanı, tadını erkek evi çıkardı. Bana çok yanlış geliyor böyle büyük salonda nisan yapmak. Türkiye de nasıldır bilmiyorum ama yemeği, içeceği, dekorasyonu salonu derken en az 8.000 € tutmuştur bu nisan.
Yazık günah bu paraya. Bu parayı verir mutfagimi hazırlarım ben. Neyse.
Bir ara benim meşhur düğün yazılarım vardı. Buda bir ni$an yazısı olsun.
Salona girdiğimizde oğlan evi ve kız evi tek tabanca kapıda bekliyordu. Kız evi ile görüştük, nede olsa kız tarafiyiz. Sonra ben kibarlık olsun diye erkek evini de selamladım. Hatta damadın üniversiteden arkadaşı olduğumu söyledim.
O an dedim ki, "kızım yandın sen, bu kaynana çok fena."
Nişanı kim yapar?
Orkestra sahibi benim arkadaşım. Sesi çok güzeldir. Fena halde coşturur her zaman davetlileri.Kız evi İstanbul'lu, erkek evi Ankara'li. Nişanı kim yapar? Kız evi. Ne çalacaksın kardeşim? Tabi ki kız evinin istediklerini.
Dedim ki inşallah gelin sözünü geçirmiştir de, yirmi dört saat Ankara'nin bağları eşliğinde oynamak zorunda kalmayız.
Damat Halayı
Ankara'nin bağları, seni gidi topal ... bana göre gerçekten ve gerçekten daha çok Ankara havaları okundu. Ankara'lılar üzerine alınmasın ama o kadar da cosmuyor insan bu havalarada. Nerede bir misket, nerede bir kasap havası. Bir ara gerçi damat halayı oynadık ya neyse.
Makas
Zaman geldi nisan yüzüklerinin takılmasına. Bizim oralarda nisan merasiminde kız tarafından birisi takar yüzükleri, keser kurdeleleri.Ne oldu dersiniz? Erkek tarafından bir bey çağırıldı, Ankara'nin has lehçesi ile gelen misafirlere hosgelmissiniz dedi ondan sonra da her zaman ki gibi makas kesmedi, kız babası çağırıldı. Oldu cicim, hem kızı vereceğim hemde makasın parasını. Hadiyin ordan derdim ben de neyse, çok şükür gelin ben değilim.
Avrolar nereye?
Her şeye rağmen eğlendik. Salonda herhalde 200 davetli vardı. Bu davetlilerden olsa olsa ellisi kız tarafı, gerisi erkek tarafı.Ne anladım ben bundan? Gelin'in yerine koyuyorum kendimi. Bilmem kaç avro para vermişim, hatta bankadan kredi çekmişim, ne ailemden birisi takıyor nisan yüzüklerini, ne de benim yöremin müzikleri çalınıyor. Erkek evi oynayıp duruyor, her şeye onlar koşturuyor. Halay mendillerini bile erkek annesi dağıtıyor, halbuki bir gelin olarak nisanda bu benim annemin görevidir. Vallahi ben olsam, bu eğlenceden sonra oturur kara kara düşünürdüm, bu bimlem kaç avro nereme girdi benim şimdi diye.
Ama gelin ben değilim. İyi ki de bu gelin ben değilim. Bu kadar aptal aşık olunmaz ki canım.
Bir sonraki düğün törenimize kadar esen kalın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
