Dügün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dügün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/12/2014

Ankara'nin Baglari

Haftasonu bir kız arkadaşımın nişanına gittim. Damat adayından daha önce burada bahsetmiştim fakat şimdi arşivden o yazıyı bulamayacağım herhalde. Beni sinirlendiren bir insan. Arkadaşımın hatırı için kalktım nisana gittim.
Şunu söylemeliyim ki kız evi yaptı nişanı, tadını erkek evi çıkardı. Bana çok yanlış geliyor böyle büyük salonda nisan yapmak. Türkiye de nasıldır bilmiyorum ama yemeği, içeceği, dekorasyonu salonu derken en az 8.000 € tutmuştur bu nisan.
Yazık günah bu paraya. Bu parayı verir mutfagimi hazırlarım ben. Neyse.
Bir ara benim meşhur düğün yazılarım vardı. Buda bir ni$an yazısı olsun.
Salona girdiğimizde oğlan evi ve kız evi tek tabanca kapıda bekliyordu. Kız evi ile görüştük, nede olsa kız tarafiyiz. Sonra ben kibarlık olsun diye erkek evini de selamladım. Hatta damadın üniversiteden arkadaşı olduğumu söyledim.
O an dedim ki, "kızım yandın sen, bu kaynana çok fena."

Nişanı kim yapar?
Orkestra sahibi benim arkadaşım. Sesi çok güzeldir. Fena halde coşturur her zaman davetlileri.
Kız evi İstanbul'lu, erkek evi Ankara'li. Nişanı kim yapar? Kız evi. Ne çalacaksın kardeşim? Tabi ki kız evinin istediklerini.
Dedim ki inşallah gelin sözünü geçirmiştir de, yirmi dört saat Ankara'nin bağları eşliğinde oynamak zorunda kalmayız.

Damat Halayı
Ankara'nin bağları, seni gidi topal ... bana göre gerçekten ve gerçekten daha çok Ankara havaları okundu. Ankara'lılar üzerine alınmasın ama o kadar da cosmuyor insan bu havalarada. Nerede bir misket, nerede bir kasap havası. Bir ara gerçi damat halayı oynadık ya neyse.

Makas
Zaman geldi nisan yüzüklerinin takılmasına. Bizim oralarda nisan merasiminde kız tarafından birisi takar yüzükleri, keser kurdeleleri.
Ne oldu dersiniz? Erkek tarafından bir bey çağırıldı, Ankara'nin has lehçesi ile gelen misafirlere hosgelmissiniz dedi ondan sonra da her zaman ki gibi makas kesmedi, kız babası çağırıldı. Oldu cicim, hem kızı vereceğim hemde makasın parasını. Hadiyin ordan derdim ben de neyse, çok şükür gelin ben değilim.

Avrolar nereye?
Her şeye rağmen eğlendik. Salonda herhalde 200 davetli vardı. Bu davetlilerden olsa olsa ellisi kız tarafı, gerisi erkek tarafı.
Ne anladım ben bundan? Gelin'in yerine koyuyorum kendimi. Bilmem kaç avro para vermişim, hatta bankadan kredi çekmişim, ne ailemden birisi takıyor nisan yüzüklerini, ne de benim yöremin müzikleri çalınıyor. Erkek evi oynayıp duruyor, her şeye onlar koşturuyor. Halay mendillerini bile erkek annesi dağıtıyor, halbuki bir gelin olarak nisanda bu benim annemin görevidir. Vallahi ben olsam, bu eğlenceden sonra oturur kara kara düşünürdüm, bu bimlem kaç avro nereme girdi benim şimdi diye.
Ama gelin ben değilim. İyi ki de bu gelin ben değilim. Bu kadar aptal aşık olunmaz ki canım.
Bir sonraki düğün törenimize kadar esen kalın.

5/11/2013

Yüz yılda bir görümlük görümce Vol.3

Düğün günü geldi çattı. Seval erkenden evinden alınmak istedi. Türkiye'de nasıl bilmiyorum fakat Almanya'da genellikle gelini baba evinden öğlen 2, 2 buçuk arası alırlar. Davul zurna ile gelir erkek tarafı kapıya. Gelinin kuşağı bağlanır, kızlar kapıyı tutar, harçlıklar alınır, sonra kapının önünde davul zurna ile halay çekilir. Tüm gençler bir araya gelir, konvoy yapılır ve düğün salonuna doğru yol alınır. Yada gelinle damat resim çekilmeye giderler.
Neymiş efendim bu güne kadar nerede görünmüş gelinin o kadar erken alındığı, saat beş gibi geleceğiz dediler. Seval çok sinirlendi. Büyükler öyle işmi olurmuş, anne baba gelinin alınmasını mi bekleyecek yoksa salona gidip kapıda misafirlerimi ağırlayacak dedi. Düğün beşte başlıyor da, kapıda tabiki ailelerin bulunması gerekir.
Dediklerini yaptılar, beşte geldiler. Bekledik yani o saate kadar. Gelin annesi bayıldı. Bu arada Hayriye oradan oraya sığmaya çalışıyor yarım dünya olarak. Saçları gerçekten de berbattı. Kafasına kocaman simit koymuşlar, simitin etrafına saçlarını yerleştirmişler. Kızlara dedim ki "Hayriyenin kafasına dünya yerleştirmişler, sorun bakalım düğün salonu nerede, check-in yapalım Faceden" ahaha çok fenayım. Yerlere yattık gülmekten.

Sevali kapıdan çıkardıklar ve hemencecik gelin arabasına bindirdiler. Ne kapının önünde oynattılar nede bayılan annesinin yanına tekrar gitmek istediği halde arabadan inmesine izin verdiler. Biraz karmaşa çıktı o arada diyebilirim. Ben arabanın içine doğru Sevale "ağlama merak etme annen iyi dedim".
Alman komşular bile camlardan bakıp ağladılar.
Sevali böylece evinden çıkardık ve uğurladık.
Birde Seval arabadan bayılan annesinin yanına gitmek için inmek istediğinde, kapının önünde durup parmağını ona sallayarak neredeyse döcevekmiş gibi "Bana bak Seval" diyen kaynanayı da o an verseler elime ne yapacağımı tahmin ediyorsunuz herhalde ;)

Bu arada gelinin evden çıkarılmasına ben son anda yetiştim. Evde hazırlıklarım vardı, ayrıca kardeşim önceden gittiği için bir kaç ev işini de halledip son dakikada yetiştim.
Gelin ayakkabısının altına benim adımı yazmayı unutmamış Seval ve benim adım ilk olarak silinmiş. Sıra bende yani.
Düğünde daha fazla aksilik çıkmadı çok şükür ama kaynanın suratı ve Hayriye'nin herşeyi biliyorum havası yetti de arttı bile. Sevali dans ederken tüm kızlar yalnız bırakmadık çok şükür, damatta genellikle kendi erkek arkadaşları ile dans etti. Beşte evden alınan gelin 64 kilometre uzaklıkta ki düğün salonuna ancak yedi buçukta geldi ve salona sekizde girdi. 45 dakikalık dans etme zamanından sonra yemekler dağıtıldı. Yemekten sonra biraz daha oynanıp takı merasimine geçildi. (En nefret ettiğim şeyde bu anons, ileride Allah nasip ederde düğünüm falan olursa, anons falan yok)
Takımızı taktık ve herkese hayırlı uğurlu olsun dedik. Hayriye'ye gelmiştim ki "Darısı senin başına Hayriyeciğim gerçi ilk benim adım silinmiş, sıra bende. Zaten daha sen ufacıksın. Otur oturduğun yerde" dedim gülümsedim kocaman kocaman.

Tamda böyle:))
Hayriye aslında kiminle uğraşabileceğini, kiminle uğraşamayacağını anladı bu iki günde. Ben adama papucunu ters giydiririm istersem eğer.
Bu arada yazıyı mahsus üçe böldüm. Okurken sıkılmayın diye.
Siz bu yazıları okurken ben sevgili sevdiğimin doğum gününü kutluyor olacağım. Hadi kalın sevgi ile.

Görümceyi merak ettim, yazsana diyen canım arkadaşım Seda'ya selamlar olsun. Sen söylemesen bu gün yazacağım yoktu aslında. Benim bu düğün kına maceralarımdan kitap çıkar vallahi. Haftaya da düğün var. Hazır olun.

Düğün / Kına gecesinden sorumlu muhabiriniz Su bildirdi efendim. Esen kalın.

Yüz yılda bir görümlük görümce Vol.2


Kınadan bir akşam önce gelinimizi hazırlamak için kız kardeşim, gelinin kız kardeşi ve kuzeni evde toparlandık. Hanımlar mutfakta gelecek olan akrabaları ağırlayabilmek için yemek yaptılar, bizde gelinimizin bakımını yaptık.
Normalinde kına gecelerinde nasıl oluyor bilmem ama gelin kuaföre kız kardeşi ile yalnız gitti ve erkek tarafından kimse gelmedi. Onlarda kendileri için başka bir kuaförde randevu ayarlamışlar. Seval kız kardeşimin de gelmesini istemişti ve kız kardeşim Sevala masraf çıkarmamak için, yok ben evde yaparım kendi saçımı bu konuda nasıl olsa becerikliyim dedi.
Kız kardeşimin kıyafeti çok sade olduğu için upuzun saçlarını bir at kuyruğu ile toplayıp bir kaç taşlı toka taktı ve çok güzel durdu.

Seval akşamdan beni tembihledi. Piyanist benim çocukluk arkadaşım olduğu için, önceden salona git ve ne olur, hangi arada hangi şarkıları çalması gerektiğini söyle dedi.
Kardeşim ve ben kına günü salona herkesten önce vardık ve ben piyanist ile uzunca konuştum ve gerekli ayarlamaları yaptım.
Bu arada iiftimiz salona geldi ve istedikleri dans müziği eşliğinde dans ettiler.
Hayriye hemen kardeşime gidip "Ay Hazal, saçların hiç güzel olmamış, birde nikah şahidi olacaksın" dedi.
Hazal'da "Benim kiyafetim çok sade, bu kıyafete bu saç gider" dedi.
Daha fazla laf söyleyemediği için Hazal'ın içinde uhde kaldı, bende kardeşime laf ettiği için tüm akşam boyunca Hayriye'yi öldürmek istedim.
Ben böyleyim, sevdiklerime laf söylenince aslan kesiliyorum.
Ben olsam tabi ki "ay sen nerede yaptırdın saçını, ben bu saça para vermezdim" derdim ya neyse.

Kına yakılırken normalinde erkek tarafından kimse girmez kınayı taşımaya. Bizde adet öyledir. Her yerde öyledir de aslında, son yıllarda herşeyin cıcığını çıkardıkları gibi bunun da cıcığını çıkardılar. Kınada damatta olmaz aslında. Aynı akşam kendi kınası olur damadın. Ayrıca kına tepsisini bekar kızlar taşır, bizde maşallah çocuklu hatunlar da kalkıyor.
Hayriye düştü hemen en öne. O an benim cinnet geçirmem yakındı. "Sen kaçılsana bakayım biraz arkaya. Erkek kardeşi tepsi taşımaz. Çok biliyorsun herşeyi, bunuda öğren" dedim.
Kem küm etti tabiki ama o an yeşil gözlerinden şimşekler çıkıyordu. Fotoğraf çekerken kendini hemen kameranın önüne atıp "ay benide çekin" demesi. Analog kameram ile çektiğim fotoğrafların hepsine atladı. Geberteceğim. Böyle böyle kınayı atlattık.

Devam edecek ... 

Yüz yılda bir görümlük görümce Vol.1

Seval kız kardeşimin en yakın arkadaşı. Sevalin dün düğünü, bir gün önce kınası, Şubat'ta da nikâhı oldu.
Nikah şahidi kız kardesimdi ve Sevalin kız kardeşimi şahit olarak seçmesi kardeşimi hem çok mutlu etti hemde çok değer verdiği için bu günlerde kendi dügünüymüs gibi koşturup durdu.
İdris (damat) iyi bir çocuğa benziyor. Nişanlanmadan önce bir kaç kere akşamları dışarıya çıkmıştık birlikte.
Bir iki gündür twitterden bir görümce hakkında tweet atıyorum. Evet bu görümce Hayriye cadısı. İdrisin kız kardeşi. 26 yaşında gencecik, yarım dünya ;) anladınız ne demek istediğimi. Kendini dünyalar güzeli zanneden ve büyüklerden çok herşeye karışıp örf adetleri çokta biliyormuş gibi tafra yapan bu Hayriye neredeyse son iki gündür elimde kalacaktı. Kendimi bol bol sıktım yani.

Nikah hafta içi olmuştu ve ben üniversitede derslerim olduğu için katılamamıştım. Gelin çiçeğini kız kardeşim yakalamış. Sevalin gönlüne göre vermiş Allah, inşallah sen yakalarsin demiş kardeşime.
Çiçek kardeşimin kucağına düşer düşmez bu Hayriye sen bir koşar adım gel "Ay hiç olmadı, sen neden tuttun çiçeği, ben senden büyüğüm benim tutmam gerekirdi" demiş.
Kardeşim bunu bana evde anlatınca çok gülmüştüm. Aranızda 3 yaş var. O senden 3 yaş büyük ve anladığım kadarı ile evlenme budalası, kendini kesinlikle evde kalmış hissediyor. Kucağına düşecek bir çiçekten medet umuyor boşver demiştim.




Devam edecek ...

2/10/2013

Ellerine kına yakmış Vol2

Öncesi

Evet, kına ve düğünlerden sorumlu muhabiriniz Su bildiriyor. Dün akşam ki dügünümüz çok güzel geçti efendim. Kınada üzüldüğümüz kadar üzülmedik. Bir kaç göz yaşı aktı ama oda mutluluktandi. Damatın ablaları ve amca kızları, damatın yetim olmasından dolayı gelinle damat salona girerlerken göz yaşlarına hakim olamadılar.

Ben elimde fotoğraf makinem bol bol analog resim çekerken, düğünün sonlarına doğru, gelinin annesi kınada oynadın, şimdi yine oynayacaksın diyip elime halay mendilini sıkıştırkdıktan sonra kendimi salonun ortasında hanım halayı oynarken buldum.

Geline sözüm vardı zaten oznazacaktım, böylece sözümü de yerine getirmiş oldum.
Düğünde de malesef yine kınada da fark ettiğimiz soğuk rüzgarlar esti fakat arkadaşlar olarak, bu rüzgârların kaybolması için elimizden geleni yaptık.
Evet, bir güzel düğünün daha sonuna gelmiş bulunmaktayız, bir sonra ki görüşmemize kadar esen kalın.

2/08/2013

Ellerine kina yakmis

Kaynak: Google

Buda aslında yine benim meşhur kına ve düğün ikilemesi maceralarimdan bir tanesi.
Geçen hafta çok sevdiğim bir arkadaşımın kinasina gittim. Gelin tarafı Adıyaman'li olduğu için kinanin yine erkekli bayanli karışık olduğunu biliyordum. Hatırlıyorsanız bundan bir kaç ay önce gittiğimiz kınada "bizim heriflerin şeyi yokmu?" diye feryat eden annem sayesinde çok gülmüş, kinalarin bu yörede karışık olduğunu böylece öğrenmiştik.

Kına öğlen 16:00'da başladı. Benim evde işlerim vardı ve ailem de bir yerlere gitmişti. Neyse beş buçuk oldu ve biz hala evden çıkamadık. Anneme söylendim durdum, hadi ama bunlar Adıyaman'li kına karışık. Salon dolmuştur yer bulamayacağız diye.
Yer bulamazsak geri döneriz dedi annemde. Bir yere dönemem ben kivrilir otururum, değer verdiğim bir arkadaşım sonuçta dedim.

Neyse salona girdik in çin top oynuyor. Çok sakin. İlk masada en yakın dostlarımız oturuyordu yanlarında yer vardı, oraya kurulduk ma aile. Gelin gelmemişti zaten. O gelene kadar salonun dolacağını sanmıştım ama yok salon boş kaldı. Neyse çift geldi, millet iki kalktı oynadı ama ortalıkta nedense bir gerginlik vardı sanki.
Gelinin kardeşinin bile yüzü gülmüyordu. Damat tarafından sadece iki kız kardeş ve eşleri vardı. Annesi yıllar önce olmuş, sonradan öğrendim.

Neyse vallahi ben arkadaşımın yüzü gülsün diye kalktım oynadım, annemle birlikte kurtlarımızı döktük.
Zaten damat Elazığ'li eh haliyle Erzincan havalarına benziyor. Bar çalındığında kendimi ortaya attım :)
Kına yakılırken arkadaşımın yanına gittim. Resim çekildik ve kinadan sonra sınavlarım olduğu için bende hemen evin yolunu buldum.

Arkadaşım ertesi gün bana mesaj attı. Canım teşekkür ederim geldiğin için, kimin nasıl ilgilendiğini gördüm, senin kadar ilgilenen olmadı dedi.
Ben bu arkadaşımla uzun yıllardan beri ara ara görüşüyorum. Birlikte okuduk ünide, lisede de yaşı benden küçük olduğu için bir alt sınıftaydı ama sonuçta aynı köyde oturuyoruz. Dedim olurmu ne demek, biz arkadaşız, her gün görüsemesekte böyle güzel günlerde, Allah korusun kötü günlerde bir arada olmamız lazım.

Demem o ki, gelinin yüzününün gülmemesine üzüldüm. Yarın düğünü var, bakalım o nasıl geçecek.

11/25/2012

İçimizde ki hayvan

Babamla annem dün arkadaşları ile uzakta bulunan bir düğüne gittiler. Bizde oruç tuttugumuzdan dolayı kardeşimle arkadaşımıza gittik ve onlarla birlikte iftar yaptık.
İftarimizi yaptıktan sonra birlikte filim seyrettik ve 22.15'de eve geldik.

Annemle babam daha dönmemislerdi, fakat onlar geç geleceklerini, hatta sabahlayacaklarini söylemişlerdi.
Kardeşimle bu sabah 5'te sahura kalktığımızda bizimkiler hala evde yoktu ve bizde "vay bunlar iyice coştu, bakalım ne zaman gelecekler" dedik.

Sahurumuzu yaptıktan sonra tekrar yattık kardeşimle ve saat 9'da kapının açıldığını duydum. Kalkıp annemlere hoşgeldiniz dedim ve nerede kaldıklarını sordum.
Bütün gece uyumamışlar ve düğünden sonra adamlar biraz eğlenmeye gitmiş.
Bir türkü barında Cansever'in konseri varmış. Erkekler oraya gitmiş, hanimlarda evde kalmış.

Annemin anlattığına göre, adamlar sabah eve dönmüş ve gittikleri her türkü barında kavga çıkmış. Bizimkiler çıkarmamış kavgayı, yanlış anlaşılmasın.
Türkü barların da kavga çıkmasının sebebi ne acaba? Bunu merak eder oldum.
Erkekler genellikle bir iki duble attıktan sonra, herşeyi ve herkesi kendilerine karşı sandıklarından mi, yoksa yanında ki bayana sahip çıkmak için kabadayı ayaklarına takılıp, o arada içkili hali ile başka hanımları rahatsız ettiğini fark etmeden kavga çıkarmasından mi?
Yoksa türkü barları içimizde ki hayvanı mi ortaya çıkarıyor?
Türki dinlemeyi çok severim, sazı çok severim.
Bir kaç kere arkadaşlarla gittiğim türkü barlarında bende rahatsız olduğum için, artık gitmiyorum. Evde acar dinlerim türkümü

11/19/2012

Anket Sonuçları

Geçenlerde su bahsettiğim meşhur kına gecesi ve düğünden sonra bir anket yapmıştım merakımdan.
Sormuştum sizlere: Düğüne herkesi çağırmalı mi diye?

Ankete 9 kişi katılmış sağolsunlar.
5 kişi benim gibi düşünüp 'hayır, sadece en yakınları' cevabına oy vermiş.
'bu güne kadar çağıranları çağırmalı' cevabına hiç kimse oy vermemiş ve geri kalan 4 kişi de 'herkes gelsin, paralar takılsın' cevabına oy vermiş.

Beş kişiye diyeceğim şu. Haklısınız canlar. En güzeli en yakınları ile ufak bir düğün yapmak. En yakın arkadaşımdan biliyorum, yaklaşık 1000 kişinin bulunduğu bir düğün yapmıştı ve yıllar geçti üzerinden ve hiç birşey hatırlamadığını söylüyor. Yorgunluktan başka birşey değil.

Diğer 4 kişiye de şunu söylemek istiyorum, 'Allah gözünüzü doyursun' sizin. :)

Bu arada yorumlardan Sedacığım hiç yapma düğün falan demişti. Gözümü korkutmuştu. Onuda unutmayayım.