3/29/2013

İnstagram Günlüğü Vol.3

Yine bir Instagram günlügü ile karsinizdayim.

Kirmizi oje gercekten de güzel duruyor ya.


Almanya karli bir hafta gecirmisti. Buda cam önünde toplanan karlar.
Agizlara laik bir sütlac yapmisim ki ben.
Güvec yapmisim birde
Fransiz kahvaltisi yapmisim

Okudum Bitti: Duygularin Rengi


Bu kitap beni çok duygulandırdı. Irkçılığın çok kötü birşey olduğunu bir kez daha anladım. Siyahi mürebbiyelere çocuklarını büyütmeleri için emanet eden insanlar, onların yinede tenlerinin rengi yüzünden birer pislik olduğunu düşünecek kadar aşağılıklar. Bir zamanlar dünyamızın bir gerçeği olan, siyahlara karşı daha kötü davranan bir ülkenin çocuklarıyız ve bu hatalar bu kitapta çok güzel anlatılmış.
Severek okudum, herkesin okumasını tavsiye ederim.
Ben kitapları anlatmakta o kadar yetenekli bir insan değilim. Zaten okuduğum kitabı her ayrıntısına kadar anlatıp, okuyacak olan insanlara da spoiler vermek istemiyorum.
On üzerinden on veriyorum bu kitaba.

3/28/2013

Twitter

Twitter nikini ve resmini değiştirip unfollow yiyen Su'dan selamlar blog.

Gerçek adımla kullandığım twitter hesabini google arama motoruna yazdığınız taktirde hemen bulunabiliyordum. Bu durum beni kimi zaman bunalttı, kimi zaman nereden geliyor bu millet diye sorar oldum. Bir zamanlar 900 kesirli bir takipçi sayısına nail olmuştum ki hiç hoşuma gitmedi. Ben şahsi bir twitter hesabı açarken bu kadar takip edilecegimi hiç tahmin etmiyordum.
Neyse son zamanlarda cagreyi yazdığım tweetleri korumakla yetindim, bu seferde kabul edilmesi gereken follow sayısı arttı. Yani benim hesabımı kitlemeyi bekleyenler varmış gibi bu sefer takip  etme isteği gönderildi.
Neyse iki gün önce nikimi ve resmimi değiştirdim ve benim ben olduğumu fark etmeyen insanların takipten çıkaracağını tahmin ettim. Dediğim de oldu. Dün daha 580 kişi iken bu gün 563 kişiye indi.

Acaba hesabı kapatıp yenisini mi açmalı, yoksa twitterde artık hiç bir paylaşımda bulunmamalı mi?

3/25/2013

Anarşik arkadaşım :)

Yüreğinden geçen güzel duygular ile blogumu kendi dili ile anlatmış ve ayrıca beni ve sevdiğimi düşünerek bloguma uygun iki ufak baykuş ve su taneleri ile bir banner hazırlamış Anarşi. İstersen kullanmayabilirsin diyecek kadar da mütevazi ve şeker. Çok teşekkür ediyorum arkadaşım sana.
O kadar güzel bir banner, o kadar hoşuma gitti ki anlatamam.
Asiliğim tutuyor benim de ara sıra, çok haklısın ;)

3/23/2013

Onun arabasi var, hurda

Sevdiği ile araba bakmaya gidip ilginç bir gün geçiren Su'dan selamlar blog.

Sabah onda istasyonda buluştuk Sheldon'la. Kendisi bu aralar yeni bir araba almaya niyetlendi. Daha dogrsu bir Multivan. İnternet'ten yaptığı araştırmalar sonucu ikinci el iki Multivan bulmuş ve gidip bakmak istedi. Sende geleceksin benimle dedi ve bende elim mahkum gittim. İyiki de gittim diyorum.

İlk araba yol üstü bir araba satan bir yerdeydi. Arabaya baktığımızda ben pek beğenmedim. Bir çok yerinde çizik vardı, hor kullanılmıştı ve koltuklarının kumaslarinda delikler vardı. Bir tur attık otobanda. Satıcı da bizimle geldi. Sheldon bu arada arabanın denenmedik yerini bırakmadı. Motorun sesi bozuktu. Sol cam açılmadı. ısıtıcısı çalışmadı. Arka cam sileceği bozuktu.
Neyse otobandan indik ve başka bir Multivan'a daha bakacagimizi, baktıktan sonra kararımızı bildirecegimizi söyledik. Satıcı arabanın caminin açılmamasına ve sileceginin çalışmamasına çok şaşırdı. Demek ki o da satın alırken bunlara dikkat etmedi.
Neyse diğer Multivan'in sahibini aradık ve bize bir saat sonra buluşmak için bir yer söyledi.
Bu arada Sheldon'la pizzacıya gittik ve karnımızı doyurduk.


İkinci satıcı ile buluştuğumuzda arabada önde oturan bıyıklı adam biraz tersime gitti. Arabasını satmak isteyen adamın babasiymis. Nereli olduklarını sordum. Romanya'li olduklarını söyledi. Almancası çok bozuktu. Neyse bunlar önemli değildi.
Bu araba diğerinden çok daha iyi durumdaydı. Zaten daha 7 ay olmuş alalı. Sürücü kapısının üzerinde uzun bir çizik vardı ve satıcı daha dün park yerinde çocukların çizdiğini söyledi. Bu araba diğer baktığımız arabadan daha pahalıydı ama durumu daha iyiydi.
10.900€ istiyorlardı. Yine bir prova sürüsü yaptık ve asıl serüven bundan sonra başladı. Arabanın koltukları ısıtmalı idi fakat ısıtıcı çalışmıyordu. Bu arabada da arka cam sileceği çalışmıyordu. Motorun sesi diğerine nazaran daha iyidi. Kapılarının kenarında paslanmalar vardı. Sheldon firene basınca sanki sola çekiyor dedi.

Buluştuğumuz noktaya geri döndük çünkü bizde arabayı orada bırakmıştık.
Koltukların isiticisin çalışmadığını ve arka camın sileceklerinin su fiskirtmamasinin sebebinin sigortasının çalışmadığını belirten satıcı arabaya daha fazla masraf yapmak istemediğini bu yüzden fiyatı 10.700€'e indireceğini söyledi.

Sheldon önceden arabayı beğendiği taktirde bir uzmana götürüp incelettirmek istediğini söylemişti. Neyse satıcıya bunu söyleyince tamam gidelim dedi ve buyurun siz sürün dedi. O arada ben Sheldon'a biz kendi arabamizla önden gidelim, onlar peşimizden gelsin dedim ama dinletemedim. Satıcının arabasına bindik ve uzmana gittik.

Uzman arabayı tamirhaneye sokup her yerini incelemeye başladı. Sigorta bahanesi patladı. Silecekler ve ısıtıcı bozuktu. Ayrıca paslanmalar da çok kötüydü. Yakında paslanan yerlerin dökülmeye başlayacağını söyledi.
Arabanın sola çektiği de doğruydu çünkü tekerlekler yıpranmıştı ve kazaya her an sebep verebilir dedi. Çok ilginç bir alet vardı elinde uzmanın ve arabanın her yerine dokundurdu o aleti. O alet meğerse üzerinde bulunan boyadan hariç boyanıp boyanmadigini tespit ediyormuş. Böylece arabanın bir kaza sonucu yeniden cilalanıp cilalanmadigi anlaşılıyormuş. Arabanın her yeri yeniden boyanmış. Kimi yerinde iki kat, kimi yerinde 3 kat cila ve boya vardı.
Uzman satıcıya arabanın neden cilalandigini, boyandığını sorunca kem kum etmeye başlayan satıcı yavaş yavaş bunalmaya başladı. O arada satıcının babası sabırsızlanmaya başladı. Hadi gidelim zamanımız yok dedi. Uzman işimi daha bitirmedim, benim yapmam gereken uymam gereken kurallar var dedi.

Motorun paslandigini, koltukların yıprandığını, sileceklerini bozulduğunu yani aslında tamamen döküntü bir araba ile karşı karşıya olduğumuzu söyledi uzman. O arada tamirhaneye girdik ve çaktırmadan bize sakin almayın, muhakkak götürüp memleketlerinde boyatmislardir. Arabanın su an ki fiyatı aslında 6000€'dan fazla etmez dedi.

Ben bu ara Sheldon'a bunlar şimdi bizim arabayı almayacagimizi anladıklarında bizi arabamızın oraya da geri götürmeyecekler dedim. Olsun taksi alırız dedi.
Arabaya bindik. Bizi geri götürüyorlardı ki, hemen satıcı ne oldu ne düşünüyorsunuz dedi. Biraz düşünmemiz lazım dedi Sheldon.
Uzman arabanın fiyatının 6000€ olduğunu söyledi dedim bende. Bu arada benzin istasyonuna giren satıcı birden Sheldon'a biraz benzin koysana, benim yanımda para yok dedi. Tabi ki benzin koymayacağım dedi Sheldon.
Satıcı tekrar ne düşünüyorsunuz diye sordu. Ben bu sefer, 6000€ değerinde olan bir arabaya 10.700€ vermeyeceğimizi söyledim. Benim çok isim var kusura bakmayın dedi ve bizi arabadan indirdi :)
Dediğim çıktı.

Taksi çağırmaya niyetlenen Sheldon'a dursana sen, öğrenci biletlerimiz cebimizde şuradan tramvaya binelim dedim. Yarım saatlik tramvay yolculuğundan sonra arabanın yanına vardık ve eve döndük. Yolda çok güldük. Nasıl anladın bizi götürmeyeceklerini, nasıl anladın kandırmaya çalıştıklarını diye sordu Sheldon.
Yabancı bir memleketin çocuğuyum. Her ne kadar burada doğup büyüsemde, bin bir hile hurda ile satış yapmaya çalışan milletleri çok iyi tanıyorum dedim ;)

3/20/2013

Cinnet

O gün aslında gayet stresli başladı. Belki de sonradan cinnet geçireceğimin bir habercisiydi.
Sabah uyandığım da geceden kar yağdığını ve yine her yerin beyazlar içine büründügünü gördüm.
Kardeşim benden önce kalkmıştı ve hazırlanıyordu.
Bende gözlerimde ki yorgunluğu gidermek adına ellerimle ovuşturdum ve yavaşça yataktan kalktım. Hazırlandım rahatça. Kardeşim benden önce çıktı gitti ve tam ben evden çıkacaktım ki evi aradı ve trenlerin kalkmadığını söyledi.

Babam sağolsun bizi diğer şehirde bulunan tren istasyonuna bıraktı. Yoksa kardeşim proje iadesine bense ofiste ki toplantımıza yetisemeyecektik.
Ofisten çıktıktan sonra arkadaşlar ile buluştum. Öncelikle beni zorla bir fransız dükkanına soktular. Neymiş efendim yemekleri güzelmiş. Yanımda fazla para yoktu. Bende keseme uygun birşeyler seçtim.
Oradan çıktıktan sonra çarşıda biraz dolandık ve ben halledeklerimi hallettim, sonra bir kafede otururken Michael Katryn'e kim daha önce çocuk sahibi olacak sence, Su'mu yoksa Su'yün kardeşimi dedi.
Katryn'nin verdiği cevap ile benim şalterlerin atması bir oldu. Su artık çocuk sahibi olamaz demez mi?
Ben bir bağırdım o ara 'Bunu kacinciya söylüyorsun, bu ne anlama geliyor? Otuz yaşındayım diye her seferinde bunu söylemenin ne anlamı var? Ben çocuk sahibi olmak istiyorum.'
Katryn hanım sadece hayal edemiyormus.
Bir daha bunu duyarsam kalkar giderim dedim.

Ben anlamadım bu kızın derdini. O gün çok sinirlendim. Sesimin yükselmesine engel olamadım, eve dönünce de kendi kendimi yedim. Ne sinirleniyorsun elin öküzüne diye. Akşam kardeşimle yatağa uzanmış sohbet ediyorduk ki 'abla, sen ne zaman Sebastian'la bir araya geldin, bunlar seninle dalga geçmeye başladı. Senin mutluluğunu ve Sebastian gibi başarılı biri ile birlikte olmanı kıskanıyorlar bence' dedi.
Buyurun buradan yakın. Üni'nin Sheldon'u beni seçti diye suçlu ben oldum :)

3/19/2013

Kolyem

Merhaba canlarım, nasılsınız? Ben iç güveyinden hallice işte. Geçen gün size sonsuzluk işareti ile bulunan kolyeme kavustugumu fakat cep telefonum tamirde olduğu için fotoğrafını cekemedigimi yazmıştım.
Üniversiteden bir arkadaşım sağolsun bana kendi adroid islemli telefonunu ödünç verdi ve ben şimdi tek tük fotoğraf çekebiliyorum çünkü hafıza kartı çok büyük değil.



Buyurun boynumu süsleyen kolyem :)