12/09/2012

Elime geçer ...

Nihade abla üçüncü oğlunu sünnet ettirdiğinden dolayı bu gün camiide mevlüt yapıyor. Kadının niyeti mevlütten sonra yemek dağıtmak, ondan sonrada çiğ köfte yoğurup herkesin tabağına koymakmış.
Hoca'nın hanımı çığ köfte çiğ et olduğundan, mekruh olduğunu ve camiide dağıtılmayacağını söylemiş. Böylelikle Nihade ablanın hevesi kursağında kaldı. Kadın şaşkın, ben şaşkın, millet şaşkın. Çiğ köfte yemenin mekruh olduğunu ilk defa duyuyorum ve araştırmalarım sonucu, hiç bir yerde mekruh olduğunu bulamadım. Bununla ilgili bilgisi olan varsa bana yazsın bir zahmet.

Ama birazda sinirlendim yine ben. Hep böyle ufak tefek şeyler çıkarıp bir türlü insanların heveslerini kursağında bırakan hoca hanımları var. Sen neden karışıyorsun ki kadının ne yemek vereceğine?
Böyle böyle insanlar birbirinden soğuyor. Camiiden yada dinden soğutuyorlar demiyorum dikkat ederseniz, insanı insandan soğutuyorlar. Kimse karar vermemeli, kimin camiide ne yemek dağıtacağına.
Buna benzer olaylar her gün yeniden yaşanıyor.
Sinirleniyorum bende. Onun için bu gün mevlüte gitmiyorum. Hoca'nın hanımı elime geçer, çenemi tutamam. Allah korusun. :)


12/08/2012

Allak bullak birşey oldu bu


Bu aralar kafam karışık be blog. Bazen buraya bir yazı yazıyorum. Vay ne güzel bir yazı yazdım, keşke gerçek kimliğim altında yayimlasaydim diyorum. Bazende gerçek kimliğim altında bir yazı yazıyorum, tüh lanet olsun keşke onu oraya yazmasaydım ya Su'da yazsaydım diyorum.
Evet Su'yu yaratırken pekte uzun düşünmedim aslında. Su adını çok seviyorum, ileride kızım olursa koyarım belki diye Su'yu yarattım.
Annem Su'da neymiş, isim dediğin iki hece olur desede ben yinede Su'yu seviyorum ya. (Bu arada annem Su'yu tanımıyor tabiki ;))

Kendi kimliğim altında yazdığım yazılarımda duygusallıkta vardı, sinirde, politika da. Her anlamında ben vardım aslında. Sonra nereye gidersem gideyim duygusal yazılarımı eleştirir oldu insanlar. Kendimle ilgili pek fazla şeyi son yıllarda etrafımda ki insanlara anlatmama kararımdan dolayı, insanlarda benden birşey ögrenemdikleri için aklınca yazdığım duygusal yazılardan anlam çıkarmaya çalıştılar.
"vay seni gidi, kimi anlatıyordun o yazıda bakalım?" diye sorularla karşılaşmaya başladım ondan sonra. Annem babamda okuyor blogumu. Onlarında kafalarına hile hurda soktular. Yazamaz oldum ondan sonra. Sinir oldum kendi kendime. Bu yazıyı yayımlamasaydım keşke, bıraksaydım da defterimde kalsaydı dedim. Ama ben yazı yazmayı çok sevdiğimden bu yolu seçtim.

Durulmayan bir Su'yu yarattım. Su kimliğini çok sevdim. O kadar çok sevdim ki Su diye bağırsa yolda biri, döner bakarım, o derece yani.
Ama bazen bunalıyorum blog. Bir resim eklemek isteyince, yada bir yazı yazmak isteyince muallakta kalıyorum Su'ya mi eklesem, diğer blogamı diye? Off yani ...

Beni merak edenler de oluyor tabiki. Blogger arkadaşlardan seni çok merak ediyorum Su diyenler oluyor. Bazıları kimliğimi biliyor. Diğer blogumuda takibe aldılar sağolsunlar. Bazen bir bloggerın yazdıklarını çok seviyorum. Bir bakıyorum okuduklarım bölümüne, iki adresimde var çok mutlu oluyorum. Ama kafam karışıyor blog. Neyi nereye koyacagimi, kendimi nereye saklacagimi bilemiyorum. insanların bu kadar saçma olmasından bunaldım. Etrafımda ki insanlardan bana daha yakın olan blogger arkadaşlarıma sevgilerimi sunuyorum bu sayede.
Etrafımda bulunan ve beni anlayan eşi benzeri bulunmayan gerçek arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum bir yandan, beni ben olduğum için sevdikleri için.

Resim alıntıdır

12/05/2012

Sefiller


Günlerdir elimde dolandirdigim Sefiller kitabını bu gün bitirdim ve bitmesine açıkça üzüldüm.
Çok etkileyici ve sürükleyici bir kitaptı benim için. 18. yüzyilda geçtiği için kullanılan dil de çok hoşuma gitti.
Bir kürek mahkumu olan Jan Valjan'in hapisten çıktıktan sonra başına gelenleri anlatan kitapta karakterlerin hepsi çok çarpıcıydı.
Gerçekten de hayata 1-0 malup başlayan sefiller var. Bu kitap bir sefilin başına gelenleri ve yinede bir şekilde hayata tutunma hikayesini anlatıyor. Olaylar çok ilginç ama ben bir kitabın içinde okuduklarımı anlatmakta hiç bir zaman iyi olmadım. En iyisi sizde okuyun.

Vikipedi icin buradan tik tik

366 gün

Sali günü, yani dün itibari ile sevdicegimle bir seneyi tamamlamis oluyoruz. Bu senenin subatinin 29 cektigini var sayarsak 366 gün.
Hangi ara gecti bu 366 gün farkinda bile degilim ama o kadar güzel gecti ki onunla gecen her günüm. Umarim daha güzel nice 366 gün yasariz.
Tüm bu yazilarimi ona olan anilarimi biriktirmek icin yazdigimi biliyor ve türkce bilmediginden dolayi sözlü olarak bazen ceviri yapmak zorunda birakiyor beni.

Canim sevdigim, seni seviyorum.

12/02/2012

Günün Fotografi 25 - 30

25. Ağaç
Oturduğum yerde en sevdiğim ağaç 

26. Köpük

Bu günü es geçtim. Cünkü köpükle ilgili resim çekemedim

27. Huzur
İşlerimi bitirdim. Çayım bilgisayarım ve ben.

28. Zaman
Kol saatimin pili bitti. Zamansızım.

29. Kış
Noel ağaçları dikilmeye başlayınca, anla ki kış geldi.

30. Lezzetli
Kantinin ekmekleri çok lezzetli


Evet, Kasımın son günlerinde çektiğim resimler de bunlardı. Aralık ayına başlayamadım ben daha. Biraz üşengeç günlerimdeyim.
Kalın sağlıcakla.

Ya topçuya, yada popçuya Vol.2

kaynak: tıkla

Evet, dün akşam tamburcularla tanıştım sonunda. Harika bir akşam geçirdim. Herkesin gözü üzerimdeydi diyebilirim. Sebastianın kız arkadaşı olduğunu bilenler beni merakla, bilmeyenler ise şaşkınlıkla karşıladılar.
28 kişilik bir kadro ile hep birlikte yemek yedik ve saatlerce sohbet ettik. Akşam 7'de başlayan yemeği gece iki buçukta sonlandirdiktan sonra başka bir cafe'de bir gece kahvesi içtikten sonra geceyi dağıldık.
Gece ikide ilk kar yağmaya başladığında arkadaşlardan bazılarının daha arabalarında yazlık tekerlekleri olduğundan dolayı erken kalkanlar oldu.
Geri kalan ekip ile bizde kahve içtik işte.
Gecenin bir vakti yağan karın üzerinde gicirdayan ayak izlerimi dinleyerek ve elimde sevdiğimin eli olarak eve döndüm. Güzel bir gün geçirdim.